Daha ilkokula başlamadan okuma yazmayı öğrenip benimle ilgili dergileri ansiklopedileri karıştırmaya başladı. Kaç kere resmimi çizdi çocukken ama ben hep attım o resimleri. Şimdi ise saklamadığım için kendime kızmıyorum desem yalan olmaz valla. Babası her akşam elinde bir resim defteri bir kutu kuru boya ile gelirdi eve. Ertesi gün ikindi vakti biterdi bunlar. Çok masraflıydı. Belgesel seyrederdi bol bol. Neymiş efendim ben nerelerde yaşarmışım, benim ailemde kimler varmış, nasıl beslenirlermiş, nasıl çiftleşirmişiz falan filan. Defterlerinde mutlaka bana bir iki sayfa ayırırdı. Valla o kıyaklarını hiç unutamam senin be. İlkokul koridorlarında koşturdu, tahtalara sıralara çizdi gizlice bol bol. Hatta hatırlıyorum da ilkokuldaki defterlerinin köşelerine hep bizim ailenin resimlerini felan yapar yapıştırırdı. Sonra da o sayfaları hızlıca çevirip ehehehe yapardı. Neymiş efendim öyle yapınca koşuyormuşum böyle pıtır pıtır.
İlkokul öğretmeni onu çok severdi ve her sene onu sınıf başkanı yapardı. Çünkü okuma yazmayı bildiği için okula başladığında başka yapacak işi yoktu derste. Sınıfın en kısa boylusuydu. Tüm sıralarda en öne oturtulurdu şiir okuma, istiklal marşı gibi törenlerde hep en önde olurdu. Dolayısıyla konuşamazdı yanındakiyle, çünkü müdür kızardı ona hehe. Adaşı vardı sınıfta. Birgün sen tuttur kavga et çocukla, ama kalıp ve bünye olarak aslında aralarında dağlar kadar fark vardı. Sonra ne mi oldu? Çocuğu yere düşürmek için ayağına çelme takayım derken sen düş kafanı sıraya vur. Başı yarıldı felan öyle işte.
Lise yıllarına kadar hep müfredatında resim dersleri vardı. Ama bu dersler de zaten hoca hep onu yanına çağırır arkadaşlarına yardım etmesini söylerdi. Sonra da kendi ödevini çizemezdi. Ama zayıf da almadı hiçbir zaman. Aferin. Mesela ortaokuldaki resim hocası bir ara hamileydi ve yardım ederdi ona. Eee durum böyle olunca o da arkadaşlarını kıramayıp hep ödevlerini çizerdi. Amaç onlara yardım etmek ve kendi açısından da eğlenmek. Ortaokul tahtalarına, sıralarına da çizdi. Çok zarar verdi okuduğu okullara. Ama zamanında dedim ben buna içten içe bağırdım yapma etme diye ama beni dinlemedi çünkü beni o zamanlar duymuyordu. Taaa o zamanlardan beri beyninin bir yerlerinde vardım ama öyle boş boş takılıyordum. Ortaokulda 3. oldu vay anasını sayın seyirciler dedim kendi kendime. Çünkü ben ona kopya felan da vermedim hiç nasıl oldu ben de anlamadım.
Zaten onun sayesinde burs alıp Koç Özel Lisesi'ne gitti. Ama orayı daha çok sevmişti. Neden mi? Ben biliyorum. Oranın sıraları daha güzeldi daha temizdi veeee en önemlisi beyazdı. Kurşun kalemle çizildiği zaman da rahatlıkla silinebiliyordu selpakla felan. Dersi dinlemeyip sıraya kapandığında ben biliyordum ki ders çalışmıyor sıraya bişiler çiziyor. Nebilim uyuz olduğu öğretmenin karikatürünü felan çizerdi.
Aslında liseye kadar hiç karikatür çizmedi. Lisenin Kültür dergisi vardı ona çizdi bikaç kere yıllığa çizdi nebilim ööle işte. Arada sırada aldığı mizah dergilerinden bakarak çizerdi hep kopya çekerdi o zamanlar. Bi gün de tutup da derginin birine şu çizdiklerimi yollayım demedi. Arkadaşları hep derdi ya olm yollasana şunları dergilere yayınlasınlar diye. Ama harbiden üşengeç birisi. Ben bu kadar üşengeç birisini tanımadım ömür hayatım boyunca. Neymiş efendim kim gidecekmiş oralara kadar ya da zarf alıp kim postalayacakmış. O zamanlar tabi internet de yok doğru dürüst. Neyse efendim araya öss öys geyikleri girince tabi arkadaş boşladı bu mevzuları. Bazen dayanamaz yine yapardı bişiler dershanenin soru kitapçıklarının köşelerine ufak tefek çizikler. Ama o kadar işte.
Makina mühendisi olmak istiyordu ama açıkçası üniversiteyi kazanıp da Kadıköy-Avcılar arası sıkıcı ve bezdirici yolculuklara başlayınca vazgeçti bu sevdadan ama okulu da zamanında bitirdi. Vay be. Saolsun kankası Metin olmasa o yollar hiç çekilmezdi. Herkes gibi üniversitede fotokopicilerle kanka oldu. Herkes duvarlara sıralara bildiğimiz üniversitedeki yazılardan yazarken, o tutar saçma sapan garip garip bazen de sapıkça şeyler çizerdi eğlenirdi.
Bir yandan üniversitenin bezdirici yollarında gidip gelir bir yandan da artık ben şu karikatür dergilerine gitsem fena olmaz triplerindeydi. Çünkü okuduğu okulu pek sevemedi açıkçası. İlk Leman dergisine gitmesi ise onun için farklı bişiydi dergi ortamı felan. Çevresindeki herkesin kağıtlara karalamalar yapıyor olması onun çok hoşuna gitmişti. Hatta ilk gittiği günü hatırlıyorum da. Bir tanıdığı onu götürmüştü Leman'a. Tuncay Akgün'ün karşısına oturdu ve ilk seminerini aldı ondan. Sanki kız istemeye giden damat adayları gibi heyecanlı ve kalbi güp güp atıyordu. Artık karikatürlerini pilot ya da tükenmez kalemle değil de tarama uç ve çini mürekkeple scholler kağıdına yapıyordu. Gerçi Tuncay abi ona çok fazla şey söylemedi ama biliyordu ki bu işler öyle zırt diye olmuyor çok çalışmak lazımdı.
Aklında kalan cümleler tüm çizerlerin ilk zamanlar yaşadığı ve anlam veremediği cümlelerle aynıydı. “Fazla ve gereksiz taramalardan kaçın gench.” Tarama atmak güzel eğlenceli bişidir ama aslında yıllar sonra anlarsın ne kadar gereksiz olduğunu fazla ve bilinçsiz tarama atmanın. Selçuk, Bahadır hepsi ona aynı şeyi söyledi. Çizimler çok güzel ama çok tarama var bunlarda. Bir de espriler nanay. Gerçi hala espriler tırışka ya neyse hehe.
Tabi başka dergileri de denemek gerekirdi. Gırgır'a gitti orda Doğan Güneş isimli ulu insanla karşılaştı ve tanıştı. İlk kez çizdiklerini bu kadar yorumlayan ve saatlerce konuştuğu birisiydi bu kişi. Onun anlattıkları, paylaştıkları gerçekten çok güzel şeylerdi. Kazandığı para çok önemli değildi ama en azından o ortamı koklamak ve mürekkep yalamak uğruna oldu bittiye geldi herşey.
Sonra Zıpır HBR hepsinin masalarında oturdu, bişiler çizdi, eğlendi, çizenleri izledi. Ama heralde en zevkli tarafı da çizim bitip de sandalyede uyuyup kalmak, sonra da sabah okula gitmekdi. Evet evet en zevkli tarafı buydu bence onun için. Üniversite bitmeden birkaç dergide aynı anda çizdikleri yayınlanıyordu. Belki tek tük çıkıyordu çok güzel ve yer kaplayan işler yapmıyordu ama çizdiklerini orada görmek hatta arkadaşlarının görmesi hoşuna gidiyordu.
Bu sıralarda evine bilgisayar almış internet ortamına o da girmişti. Ama yaptığı sadece dolaşmak chat yapmak felandı. Bilgisayarı aldığında nasıl açıp kapatacağını bile bilmiyordu. Saolsun Metin öğretti ona nasıl açıp kapatacağını. Neyse 1998’de üniversiteyi bitirip makina mühendisliği diplomasını aldı ama o diplomadan daha öte şeyler vardı kafasında. Valla o zamanlar ben de çözemedim neler olduğunu çok gizemli bir bölgeydi orası ama sanki beni çağırıyor gibi hissettim o günlerde.
Denemelik web siteleri yapıp eğlenirkene bir gün beni çizdi kağıda. Baktım harbiden bendim bu. Alla alla dedim. Önceleri kıllandım kesin internette gördüğü ve dakikalarca baktığı mitolojik çizimler etkiliyor sandım onu. Aslında etkiliyordu. Ama bu bendim ya kağıttaki. Bendim işte lan. TOYNAK! İşte tanışmamız böyle başladı.
Derken bana özel bir site yaptı özene bezene günlerce haftalaca uğraşıp. Çoğu zaman günlerce uğraşıp yaptığını beğenmez silerdi bilgisayardan. Az ama öz bir ziyaretçi kitlesi vardı hala da öyle sanırım. Para kazanmıyordu ama ziyaretçilerin ilgisi onu hep değişik projelere itti. İlgiden rahatsız olmadı hiç. Reklamını yapmıyordu ama bir şekilde kulaktan kulağa gidiyordu reklam. Ona göre site mükemmel değildi. Çok eksikleri vardı. Dedim hocam sen bazı işleri bana devret ben hallederim. Zaten artık sitenin birçok kısmını ben hallediyorum. Ziyaretçilerle bile ben konuşuyorum her gün. Komik olması için ya da süper olması için uğraşmıyordu ama gelenleri eğlendiriyordu kendi çapında. Siz zaten gerisini biliyorsunuz.
Artık benim kim olduğumu da öğrendiniz. Yani anlayacağınız benim her söylediğim her yaptığım aslında onun söyledikleri ve yaptıkları. Aslında ben onu doğduğundan beri tanıyorum ama size anlatmam için senelerce beklemem gerekmiş. Neyse geç olsun güç olmasın demiş atalarımız. Sonra yavaş yavaş işlerini toparlamaya başladı. Birçok yere çizimini verdi. Ama ne olursa olsun hangi yaşta olursa olsun en güzel şey de heralde hep yeni şeyler öğrenmek ve kendini güncellemek.
Önceleri sevdiği ve hobi olarak ilgilendiği karikatür, illüstrasyon, grafik tasarım ve web tasarım konularında zamanla tecrübe kazandı, kendini geliştirdi, yeteneklerini ve tecrübelerini yeni projelerde uyguladı. Teknolojinin son imkanlarını takip ederek bunları en uygun şekilde içinde bulunduğu projelere adapte etmeye çalıştı. Web ve mobil platform teknolojilerini ve yeniliklerini, kişisel çizim ve karikatür teknikleriyle birleştirdi. Dergi illüstrasyonları, çocuk kitabı karikatür çizimleri, kurumsal web sitesi tasarımları, interaktif oyun tasarım ve çizimleri, kurumsal flash animasyon ve demolar, 2 boyutlu çizgi film, mobil ve wap site tasarımları, özel iphone ve gsm uygulamaları gibi birçok alanda tecrübe ve bilgi sahibi oldu. Ya bunları özetlemek bile oldukça zaman alıyor.
Bu kadar işle uğraştıktan sonra bir gün kalbini kaptırdı ve en sonunda çok sevdiği hayatının kadını Tuğba ile bir yuva kurdu. Bir de eşine blog açtı. Kelebeginruyasi.com sanırım adresi. Valla yeni açtı sanırsam bu blogu bazen bakıyorum ben de. Ama daha çok kadınlara yönelik bilgiler var. Tuğba blog haricinde de bazen bana yardım ediyor, malzeme topluyor. Ama yemekleri çok güzel. Bunu da belirtmeden geçemiycem valla.
Artık bu adam necidir nerden gelmiştir nereye gitmektedir az çok biliyorsunuzdur. Nelerle uğraşır, nerelerle çalışır, o konulara hiç girmeyeyim ben yoksa burda bunları yazacak yer kalmaz. Siz en iyisi mi siteyi biraz dolaşın bol bol bilgi toplayın. Hmmm. Başka söyleyeceğim bişi yok sanırım. Ay yoruldum. Ha son bişey daha ister inanın ister inanmayın ben bu kadar tembel ve üşengeç bir adam hayatım boyunca tanımadım harbiden. Bir de üşengeç olmasa aman diyim.
TOYNAK olarak siteyi güncellemem lazım yazımı da bitirdim ne de olsa. Hadi görüşürüz kendine iyi bak. |